ZAMANDAKİ ZAMANSIZLIK
“Uzun bir süre” yine zamanın sınırları içinde olduğunu fark etti. Oysaki o an zamanın ötesindeydi... Üstelik ne bir korku, ne bir endişe vardı orada sevgi dışında hiç bir şey yoktu… Keşke tekrar yaşayabilseydi o anı…
Sadece ayağının dokunduğu yerdeki kurumuş yaprak seslerinin hışırtısını duymaktaydı. Öylesine yavaş hareket ediyordu ki sanki dünya durmuştu. Arada sırada etrafta farklı farklı öten kuşların seslerini duyuyordu. Kimi zaman gözlerini kapatıyor ki o zaman sesler daha güçlü fark ediliyordu. Etrafı izlediğinde de yavaş hareket etmesinden midir nedir her şey daha net ve parlaktı. Sanki görünmeyeni görür gibiydi. Öyle ya hızlı hareket ederken insan o kadar çok şeyi kaçırıyordu ki gözlerinden.
Ne zaman gözlerini kapasa ve etrafına konsantre olsa her şey daha net duyuluyordu ancak konsantrasyonunu kaybettiğinde de zihnide düşünce ve soru yağmuruna tutuluyor gibi oluyordu. 'Ya bir yılan çıkarsa, ne yırtıcı bir hayvan bir ağacın hemen arkasındaysa, acaba önümde şimdi ne var?' gibi olan, olmayan gerçeklerle dolu bir yığın düşüncenin içine giriyordu. Sadece düşüncelerin içine girse iyiydi, düşünceler hemen duygularıyla ve geçmiş deneyimleriyle bağ kuruyor ve endişe, korku, huzursuzluk vs gibi duyguları şiddetle çağrıştırmaya başlıyordu.
Tüm bunların yaşandığı süreçte ise geçen zamanın farkında bile olamıyordu... Ya kaçırdıkları, neler vardı etrafta, neleri görememiş, neleri duyamamıştı. Zihninde geçmiş deneyimleri, tanıdığı tanımadığı insanlara ait yaşanmışlıklar ya da gelecek endişesi, zarar görme korkusu, belki de ölüm korkusu… Zaman zihninin hareketi ile beraber ortaya çıkmaya başlıyordu.
Yere eğildi ve yapraklardan birini aldı. Yeşilden kahverengine ve kısmen de kırmızıya dönmüştü yaprak. Kurumanın getirdiği bir sertlik ve esnekliğini ve suyunu kaybetmenin getirdiği yeni bir şekil. Hatta uçları da kopmuştu. Tekrar gözlerini kapadı ve yaprağı parmaklarının içinde hissetti. Kurumuş olmasına rağmen hala canlıydı. Onunla bütün olduğunu tüm benliği ile hissetmeye çalıştı. Öylesine derin konsantre olmuştu ki sanki yaprak avuçlarının içinde kaybolmuş gibiydi, kendinin yaprak olduğunu hissetti, her şey durmuştu sanki ve derin bir sevgi hissetti derinliklerde. Zaman durmuştu ve sadece sevgi vardı ve o sevgi içinde ilk aşkın oluşma kıvılcımlarını taşıyordu, coşkulu… Kendini çok iyi hissetmeye başlamıştı ki çok kısa sürdü bu an zihni hemen devreye girdi ve sormaya başladı. “Neler oluyor?” İşte o an zamansızlıktan çıkmış yine zihniyle beraber tekrar eski kalıplarına dönmüştü. Büyü de bozulmuştu tabi ki… Tıpkı bir rüyadan uyanış gibi…
Yaşadıkları inanılmazdı. Müthiş bir deneyimdi. İnsan aşık olacak karşı cinsten biri olmadan nasıl aşkı hissedebilirdi ki? Bu mümkün müydü? Yoksa bu yaşadıkları gelecekte yaşayacakları ile ilgili bir haber anlamına mı geliyordu? Zihni yine devredeydi. Akıl yürütüyordu yaşadıklarıyla ilgili. Fark ettiki zihni ve aklı hep bir iş birliği içindeydi. Onların işbirlikçiliğinde insanın derinden bir şeyleri hissetmesi pek mümkün gözükmüyordu.
Yazık ki yaşadığı o muhteşem duyguyu içinde uzun bir sure tutması mümkün olamamıştı. Uzun bir süre yine zamanın sınırları içinde olduğunu fark etti. Oysaki o “an” zamanın ötesindeydi... Üstelik ne bir korku, ne bir endişe vardı orada sevgi dışında hiç bir şey yoktu… Keşke tekrar yaşayabilseydi o anı…
Arkadaşlarının sesini duydu, “Haydi gidiyoruz, otobüs hareket etmek üzere.”. Ses oldukça derinden geliyordu ve gezi kafilesinden oldukça uzaklaşmış olduğunu fark etti. İçgüdüsel bir hareketle koşmaya başladı. Şimdi ne bastığı yerin farkındaydı, nede etrafındakilerinin. Her şey hızlı çekimle filmlenmiş gibiydi. Zihninde bir an evvel otobüse yetişme isteği ve birazda korku ve endişe duyguları taşıyordu. Otobüsün önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Hızlı hareket etmesine rağmen sanki çok zaman geçmiş gibiydi geldi ona.
Otobüse bindiğinde içinde hala o derin sevgi deneyiminden kırıntıları var gibiydi. Sanki fokurdayan bir suyun azalmış çırpınışları hala oradaydı. Yaşadıklarını tekrar düşündü. Yavaşlayınca zihni de yavaşlamıştı hatta durmuştu. Zihin durunca zaman kavramı anlamını kaybetmişti ve sadece an kalmıştı. Anda ise sadece aşk tadında sevgi duygusu vardı deneyimlediği. Her şey çok açıktı. Hızlanınca zihnide hızlanıyordu, dış dünyadaki farkındalık azalıyordu. Zihnin düşünce hızına iç dünyamızdaki eski deneyimlerin oluşturduğu duygular katılıyordu ki onlarda bizi zaman çemberinin içine alıyordu.
Yavaşlayınca anda kalabilmek mümkün müydü? Bir kez deneyimlemişti... Evet mümkündü! Peki, bunu sürekli kılmak olabilir miydi? Niye olmasındıki? Bir kez deneyimlememişmiydi. Deneyimlerini artırdıkça farkındalığı da artacak ve sevgi dolu aşk hallerinin süresi giderek artabilecekti. Evet, kendisine itiraf etti ki kolay değildi ama imkânsızda değildi! Aşk için denemeğe değerdi…
Evet sevgili dostlar, anda kalabilmek böyle bir şey… İçinde sevgiyi ve aşkı barındırıyor. Tüm yaşamımızda bu coşkuyu deneyimlemek dileklerimle
Sevgiyle
Fotoğraf: Nick Webb ~ Flickr
Creative Commons Attribution 2.0 Generic (CC BY 2.0)

ÖNCEKİ YAZI
SONRAKİ YAZI