GEÇMİŞTE KALMIŞ YAŞANMAMIŞ AŞK, NE ÇOK KEŞKE BİRİKTİRMİŞ İÇİNDE

Geçmişte Kalmış Yaşanmamış Aşk, Ne Çok Keşke BiriktirmişUçsuz bucaksız masmavi gökyüzüne takılmıştı gözleri. “Bu gün ne kadar berrak ortalık.” diye iç geçirdi. Dışarıda rüzgarın ara ara uğultusunu duyuyordu. Estikçe dağıtmıştı bulutları. Her yer aydınlık olmasına rağmen güneş görüş mesafesinde değildi. Bulunduğu binanın tepesinde olmalıydı. Güneşi görmesi ya da görmemesi ne fark ederdi. Aydınlığı, ışığı yetiyordu. Tam ufuk çizgisinin bittiği yerde ise yemyeşil bir vadi uzanıyordu. Öylesine yeşildi ki etraf; insanın içindeki tüm duyguları besliyor ve yeniden bir şeyleri yaşamak arzusunu uyandırıyordu. Yeniden aşık olmak gibi, yeniden kavuşmak gibi, özlemler gibi, hasretler gibi, ayrılıklar gibi... Derin bir nefes aldı ve bir iç çekişle bıraktı nefesini... Öyle çok keşkeleri vardı ki içinde biriktirdiği...

Ağlamak hissi doldurdu içini… Son zamanlarda bu duyguyu çok duyar olmuştu. Hatta neredeyse olur olmaz her şeye akıtıveriyordu gözyaşlarını... Artık tutamaz olmuştu... Oysa yıllarca tutmamış mıydı onları gurur uğruna, haklı olmak adına, kendi gerçeğini saklarken gözyaşlarını da içine gömmüştü yıllarca... O kuruyan gözyaşı pınarları, şimdi dur durak bilmiyordu. Kalbinin de yumuşamış olduğunu düşünür olmuştu dökülen gözyaşlarının içinde hissettiği duygularıyla... Ne yazık ki kendine yasaklamıştı duygularını yaşamayı, hissetmeyi kendini bildi bileli... Öyle ya, önemliydi o zamanlar onun için insanların onun hakkında ne düşüneceği, dış görünüşünün nasıl olduğu, başkaları için neler yaptığı... Şimdilerde anlamıştı aslında kendisinin hiç olmadığını, hiç yaşamadığını, hiç hissetmediğini...

En çok içini acıtan ise yaşayamadığı aşklarıydı... Öyle çok yasakları vardı ki hayatında, doğal olarak da yasak ilişkileri çekmişti farkında olmadan... Ya da bir türlü kendine layık görmemişti yaşadıklarını, hiç izin vermemişti kendine hissetmek adına, yaşamak adına... Keşke yaşanabilseydi yaşam nereye giderdi, neler yaşanırdı işte burası hep bir sır olarak kalacaktı hayatında... Hep bir bilinmezlik, hep bir özlem yaşanmamışlıklara...

O nedenledir ki, hiç küllenmemişti yaşayamadığı aşkları, hep şimdide, hep alev alev ve hep canlı...

Bir kez daha fark etmişti hiç kendi olamadığını, hep geçiştirmişti hayatını, hiç bitmeyecek sandığı hayatını... Şimdi o günlere dönmek  yeniden en baştan başlamak, hiç yaşanmamış gibi, hiç olmamış gibi... Ah! Aşk, ah! O heyecan, o coşku... Yine o duygu sardı tüm benliğini, hücrelerinde hissediyordu şimdi... Geçen zaman olsa da duygu aynıydı işte... Ah keşke yeniden başa dönmek, bu mümkün olabilse...

Sadece hissettiklerine odaklanacaktı bu sefer, sadece olana... Özgürce yaşayacaktı aşklarını, hissettiklerini, her şekilde kendini ifade etmesine izin verecekti. Paylaşacaktı duygularını apaçık, sevecekti koşulsuzca... Anladı ki aslında tek engel kendisiydi onca zaman yaşayamadıklarının, keşkelerinin sorumlusu...

Keşkelerle boğuşurken bir şey daha fark etti... Aslında kendisini hiç sevmediğini, kendisine hiç inanmadığını... Galiba en canını acıtanı buydu... Hep saklamıştı kendisini kendisinden... Bir sürü nedeni vardı kendince bu saklanışın ardında gizlediği... Şimdi görebiliyordu aslında kendini gizlediğini... Önce kendine aşık olmalı insan, önce kendini sevmeli... Kendini sevmeyince, yaşamı kendine layık görmeyince hiç bir şeye tutunamıyor insan, aşka bile... Kendini sevebilmek kendini olduğu gibi kabul edebilme sorumluğunu da beraberinde getiriyor. Kendin olabilmek kendini bilmekten, kendine inanmaktan geçiyor..

İçi dışla bir edebilmek kendini gerçekten ifade edebildiğinde mümkün olabiliyor. İnsan kendini sevebildiğinde etrafına sevgi mesajını verebiliyor ancak... Kendine izin verdiğinde ise kendini gerçekleştirebiliyor. Var oluşumuzun ardındaki gizem de kendini gerçekleştirmek değil mi? Ne kadar çok keşke o kadar çok gerçekleşememiş yaşamları ifade ediyor...

Bir kez daha içine çekti o tertemiz havayı, elleri titriyordu şimdi tutarken terasın parmaklıklarını, içinde çok büyük bir boşluk vardı, çoookkk büyük... Eğrilmiş parmakları, çil düşmüş elleriyle parmaklıklara daha sıkı tutundu. Sanki içindeki boşluğa düşüverecek gibiydi... O sırada sendelediğini gören ve ona yardım etmek isteyen birinin, yılların yükünü almış ellerini kendine uzanmış buldu. Karmakarışık duygular içinde yüreğinin kıpırtısını hissetti. Gözleri ona hep aşk dolu bakan bir çift gözle birleşti ve o an ona karşıda kendisini nasıl da tuttuğunu hatırladı. Aman tanrım hala aynı bildik, alışılagelmiş davranışların bir yenisi daha yaşanmaktaydı ve maalesef kendisine nasıl bir oyun oynadığını nasılda fark etmemişti... İşte bir yaşanamamışlıkla daha karşı karşıyaydı yine. Sekseni geçmiş yaşına rağmen duyguları ne kadar tazeydi, canlıydı.

Şimdi ellerindeki o sıcaklık içinde o an bir karar vermeliydi... Artık geçmiş geçmişte kalmıştı. Ya artık hissettiklerini yaşayacak ya da keşkeler dolu dünyasına bir yenisini ekleyecekti... Bu kez elini ona uzanmış o yaşlı ele uzattı, gözleri ona ürkek ama bir o kadar da sevgi dolu bakışlarla birleşti... Geçte olsa mutluluk onların en doğal hakkıydı...

Ya siz sevgili dostlar keşkelerinizin farkında mısınız? Onlarla vedalaşma zamanınız gelmedi mi?

Sevgimle

Fotoğraf: Moyan Brenn ~ Flickr
Creative Commons Attribution 2.0 Generic (CC BY 2.0)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.