HIRS VE AZİM

Hırs ve AzimGözünü telefondan ayırmıyordu. Saatlerdir beklemekteydi. Çocukluğundan bu yana kendini iyi bir basketbolcu olabilmek için yetiştirmişti. Anne ve babasının onu basketbol okuluna ilk götürdükleri o günü, bu günkü an gibi hatırlıyordu.

Ufak tefek bir çocuk oluşu anne ve babasını endileşendiriyordu ki henüz küçük bir çocukken onu basketbolcu yapmaya karar vermişlerdi.

Bakıldığında iyi de yapmışlardı. Onların yoğun arzusu kendi içinde de ihtirasa dönüşmüştü ve onun milli takıma katılma hedefini belirlemesine yetmişti. Uzun yıllar süregelen çalışmalarının neticesinde ilk mili takıma katılma girişimini iki yıl önce yapma kararı almışken sebepsiz bir duyarlılık göstermiş ve kendince bu başlangıç tarihini ötelemişti.

Milli takımda olmak ondaki aidiyet duygusunu tetikliyordu. Bireysel başarısı bütünsel başarıya dönüşeceği için büyük bir coşku duyuyordu. Uzun yıllar hep bu hayal içinde geçmişti. Şimdi ise yapılan müracaat ve deneme oyunlarının sonucunda elemeler yapılacak ve sonucun telefon ile bildirileceğini biliyordu.

Beklerken zaman geçmek bilmiyordu. Telefonun yanındaki koltuğa uzandı ve hayallerle beraber uykuya daldı.

Oldukça yüksek bir tepede bir kayanın üstünde tek başına oturuyordu. Gecenin alacalığı çökmüş, gün batımının ardından bir rüzgar çıkmıştı ve giderek hızını artırıyordu. Etrafı bir de sis bulutu sarmış gibiydi. Az önce gökyüzünde gördüğü yıldızlarda sis bulutlarının ardında yok olmaya başlamıştı. Giderek artan rüzgarın sesi uğultuya dönüşmüştü. Aşağıda bir vadi uzanmaktaydı. Vadide gecenin çöküşüyle birkaç evin ışığı geliyordu. Hava öylesine hızlı değişiyordu ki rüzgarın hızı ve artan soğuk ve çevrenin sisle kaplanmıyor olması ona karlı bir geceyi hatırlatıyordu.

Ortam giderek esrarengizleşiyordu. Nedense içi ürpermeye başlamıştı. Daha fazla orada kalmak istemiyordu ve kalkmak üzere bir hamlede bulunmuştu ki hemen arkasında bir ses duydu.

- Otur evlat, biraz söyleşelim seninle.

Ses öylesine sevgi dolu geliyordu ki içindeki ürperti gidivermiş bir güven duygusu gelmişti. Arkasını döndüğünde elinde asası ile duran ak sakallı bir dedeyle karşılaştı. Dede ona bilgece bir bakış attı, bakışında büyük bir şefkat ve sevgi duygusu yayıyordu etrafına.

- Bana adını bahşet evlat.
- Adım Barış dedi ürkekçe.
- Söyle Barış ne dilersin benden.

Barış bu teklif karşısında şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemedi. Tek istediği Basketbol Milli Takımı'na katılmaktı. Bunu yaşlı bilgeden isteyebilir miydi, kendi kendine bu soruyu sorarken yaşlı bilgenin sesini duydu;

- Oku! Kendini geliştirmek, insan olarak sorumluluklarını elde etmek için. Eğer kendini insan olarak ifade edemezsen, kendi gücüne inanmazsan hayatta başarılı olamazsın.
- İstekler, arzular ihtiyaçlardan doğar. Taleplerini denge içinde belirlersen, nefsine sahip çıkarsan yaşamda istediğin her şey gerçekleşir. Hırs ile sahip olduğun her şey hükümsüzdür. Nafile çabadır.

Barış duydukları karşısında şaşkındı, sanki yaşlı bilge düşüncelerini okumuş gibiydi. Kendini düşündü, basketbol takımına girmeyi hak edip etmediğini hissetmeye çalıştı. Yaşlı bilge doğru söylüyordu. İsteklere hırsla değil de azimle ulaşmak önemliydi.

Fark ettiklerini yaşlı bilgeye tam söyleyecekti ki yaşlı bilgenin ortadan kaybolduğunu fark etti. Etrafına bakınmaya başladığı bir sırada isminin çağırıldığını duydu.

- Barış, Barış...

Gözlerini açtığında annesi başucundaydı.

- Oğlum müjde! Basketbol takımından aradılar, seni seçmişler...

Barış duydukları karşısında büyük bir sevinç duydu, işte beklediği cevap gelmişti. Birden rüyasını hatırladı. Yaşlı bilge ona beklentisinin hırsa dönüştüğünü fark ettirmişti. İsteğindeki hırsı azme çevirdiğinde sonuç arzu ettiği gibi olmuştu.

Artık hayalleri gerçekleşmişti. İçinden yaşlı bilgeye teşekkür etti.

Fotoğraf: Faith Wilson ~ Flickr
Creative Commons Attribution-Share Alike 2.0 Generic (CC BY-SA 2.0)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.